Skip to main content

Kurum içi İletişim

3 Temmuz Cumartesi günü, 1-0 Eğitim Ajansının davetlisi olarak İTÜ Gümüşsuyu kampüsündeydim. Halkla İlişkiler konusunda eğitim alan öğrencilere "Kurum içi İletişim" konusunda bir konuşma yaptım. Öğrenci profili ağırlıklı olarak çalışan insanlardan oluşuyordu.

Bir şey daha; eğitim alanların çoğu Halkla ilişkiler işinde olan ya da PR ajansında çalışan insanlar değildi.

Çok farklı işlerde çalışan, farklı alanlarda uzmanlaşmış insanlardan oluşuyordu katılımcı profili. İnsanların uzmanlık alanları dışında farklı konularda kendilerini geliştirmek istemeleri çok önemli.

Tabi iletişimle ilgili konular aslında herkes için gerekli ve öğrenilmesi şart konular. Sonuçta çalıştığımız ortamlarda (ister çalışan ister idareci/yönetici olun), doğru iletişim çalışmalarıyla hem kendimizin hem de arkadaşlarımızın verimliliğini kolayca artırabiliriz. Sadece ne yapılması gerektiğini bilmek ve biraz da özverili çalışmak yeterli.

Kurum içi İletişim konularına verilecek önem, bu konuda alınacak sonuç, katedilecek mesafe sonuçta kuruma "verimlilik" olarak, çalışan bağlılığı olarak geri dönecektir. Bu durumda kurumların "kurum içi iletişime" önem vermesi, bu konuda çalışan (ister birim isterse personel olarak) insanlara her türlü desteği vermesi kurumun çıkarınadır. İTÜ'deki konuşmamda bunlara değindim işte. Konuşmamda kullandığım sunumu Facebook adresimden bulabilirsiniz.

Comments

Okurken tek amacımız mesleki konularda kendimizi eğitmekti.Dolayısıyle bu ve benzeri seminerlerin sağlıyacağı katkıları düşünemedik.
Ancak çalışmaya başladıktan sonra bir kaç kez katılma fırsatı buldum.Yinede zaman zaman eksiklikleri farketmiyor değilim...

Bu arada facebook hesabınıza bakmak istedim ancak profil açık olmadığından teklif göndermeye çekindim Murat bey.
Sağlıcakla kalın...
Pako Prinna said…
Bu tür seminerlerin en büyük yararı (anlatılanlardan istifade edebilmenin dışında) networking'dir. Burada yeni insanlarla tanışıp onlarla fikir alışverişinde bulunabilir insan. Yani en azından benim yaptığım bu. Mesela bu etkinlikte kaç tane yeni insanla tanışıp iletişim kurdum.

PS: Çekinmene gerek yok :) Teklif yollarsan listeme eklerim.

Popular posts from this blog

Markaların Ölümle Dansı

Martin Lindstrom’un Buy.ology kitabı tam anlamıyla bir “bomba”. Yeni bitirdiğim kitaptan aldığım notları kısa kısa paylaşacağım. İşte bunlardan ilki; Amerika’da piyasaya sürülen her on üründen sekizinin kaderi başarısızlığa mahkum. 2005’te tüm dünya mağazalarının vitrinlerinde ilk kez yer alan 156.000 ürün , piyasaya her üç dakikada bir yeni bir ürün çıktığına işaret ediyordu. IXP pazarlama grubuna göre, dünya çapında her yıl kabaca 21.000 yeni marka piyasaya çıkıyor, ancak bunların %90’ı bir yıla kalmadan raflardan kayboluyor. Tüketici ürünlerinde tüm yeni markaların %52’si ve bireysel ürünlerin %75’i tutunamıyor. Peki buna çare ne? İnsanlara “Artık yeni marka üretmeyin!” diyemeyeceğinize göre markaların satın alma psikolojimizdeki yerini tespit etmek daha iyi bir çözüm. Yani biz hangi markaları nasıl, neden seçiyoruz?’un cevabı önemli. Ya da hangi markaları tercih etmiyoruz’un cevabı. Lindstrom’un buna cevabı; Nöropazarlama (neuromarketing). Nöropazarlama, kısaca beynimiz...

Corona En Güzel Nasıl İçilir? - How to Drink Corona?

Corona, bizde pek yaygın tüketilmese de dünya çapında epey hayranı olan bir bira markası. Corona’nın bu kadar sevilen ve ünlü olmasının sebeplerinden biri de içim şekli. Corona is a beer brand that has many fans around the world, although it is not widely consumed in our country. One of the reasons why Corona is so popular and famous is the way I drink. Corona, sıkılıp şişenin ağzından içine tıkılan bir parça limonla içilen; yani böyle bir içme ritüeli olan bir bira. Elbette normal de içebilirsiniz ama Corona’yı Corona yapan onun böyle içiliyor olması.  Corona, a piece of lemon that is squeezed and clicked from the mouth of the bottle; that is, a beer with such a drinking ritual. Of course, you can also drink normally, but that's what makes Corona Corona so. Peki bu ritüel nereden geliyor? Bu, Latin kültürüne özel, biranın tadını güzelleştirdiğine inanılan bir ritüel olup, dünyaya böyle yayılmış olabilir mi? So where does this ritual come from? This is a ritual specia...

Unilever’in Gizli X9 Faktörü

Unilever, Hindistan’da yeni bir şampuan çıkarmaya hazırlanmaktadır. Şampuanların etiketleri hazırlanırken muzip bir işçi etiketin üzerine “X9 Faktörü İçerir” diye bir ibare ekler. Etikete eklenen bu son dakika değişikliği gözden kaçar ve tüm şampuanlar bu etiketle basılıp dağıtıma gönderilir. Milyonlarca şampuan şişesini toplatıp etiketleri yeniden bastırmak zor olacağından iş oluruna bırakılır. Altı ay sonra mağazalardaki şampuanlar tükenince, etiketi düzgün hazırlanmış yani “X9 Faktörü İçerir” yazmayan yeni şampuanlar mağazalara sevk eder. Ve olan olur... Müşterilerden öfke dolu e-mailler yağmaya başlar; şikayetler, serzenişler… Aslında kimsenin X9 faktörünün ne olduğu hakkında en ufak fikri yoktur. Ama kullandıkları şampuandan Unilever’in bu özelliği kaldırmaya cüret etmesi, tüketiciler tarafından kabul edilemez bir davranış olarak görülür. Unilever ne hakla şampuandan bu özelliği çıkarır? Kısacası; Markanız ne kadar gizem taşıyorsa, ürünün içeriği ne kadar “sır” barındırı...