Yoğun İnteraktivite semineri, 6 Mayıs perşembe günü IAB Turkiye'nin katkılarıyla Denizbank -Deniz Akademi binasında gerçekleştirildi. İşte seminer'den notlar;
Açılış konuşmasını IAB'den Levent Erden yaptı. Adamın gerçekten güzel bir ses tonu var. Öyle dolunca dinlemek keyifli oluyor tabi. Gel gör ki iki lafından biri "saçma sapan"dı. Reklam ajanslarına giydirdi, ölçümlemeye giydirdi, ölçüm yapana giydirdi, herkese bir şekilde giydirdi. Bu "saçma sapan" tavrı olmasa dinlenesi bir adamdı bence. Gelelim söylediklerine;
Türkiye'de 21 milyon tekil internet erişimi var. Biliyorsunuz Facebook'un amiral gemilerinden biri Türkiye ve 18 milyon Türk Facebook'ta. Peki neden bu insanlar iletişim için burayı tercih ediyor? (Bu soruyu Erden mi sordu yoksa benim mi aklıma geldi de yazdım hatılamıyorum. Zekice bir soru... Kesin o sormuştur.)
Pazarlama strateji'dir. Strateji de total düşünülmesi gereken bir şeydir. (Tamam, birebir söylenenleri yazmadım. Aklımda ne kaldıysa ya da ne anladıysam onu yazdım. Mesela belki de bunu demedi ama ben böyle anladım. Bundan sonra okuyacaklarınız için de aynısı geçerli. Yalnız "pazarlama stratejidir" dedi gerçekten ve bu laf çok hoşuma gitti benim. Erden haklı. Önce bir stratejiniz/hedefiniz olmalı. Sonraki herşey, direk onun üzerine konulan harç ve tuğla gibi çünkü.)
Pazarlama 2-3 yıldır var dedi. Sanırım gerçek anlamda pazarlama için yurdumda şartların daha yeni oluştuğunu düşünüyor. İşin güzel yanı interaktif mecra yeni bir alan dedi Ereden. Yani hatalar affedilebilir, deneme yanılma yapılır. Korkmayın, ürkmeyin, öğrenmeye açık olun anladım ben.
Sonra IPSOS KMG'den Yaprak Aykan sahne aldı. Tabi kadıncağız kendinden önce Levent Erden'in "ölçümlemeye giydirme"lerini dinleyip onun üzerine sahneye çıkınca biraz donuk başladı.
Güzel slaytlar gösterdi Yaprak. Mesela ABD'de 50 milyon insana farklı medyalar bazında nasıl ulaşıldı? Radyo kullanıcılarına 38 yılda ulaşılmış. Dijital kamera kullanıcılarına 8 Yılda. (Başka medyalar'da vardı, mesela TV ama onları yakalayamadım). İnternet kullanıcılarına 5 yıl'da ulaşılmış. Süreç gittikçe kısalmış yani. İnternet, medya mecraları içinde en hızlı büyüyeni. (rakamlar ve oranlar vardı ama kısaca durum bu işte. TV, radyo, magazin vb. medyalar içinde en hızlı büyüyen pazar payı internetin. Mesela 2009 büyüme oranı %92.) Ayrıca 7 mecra içinde sıralaması 4. (Run internet run!)
Güzel bir laf etti; Ölçümlemenin amacı reklam pastasını büyütmek değil sadece "ölçmektir". (Ben lafımı aha ortaya godum. İsteyen alır, isteyen bırakır)
Bu konuda dikkat edilmesi gerekenlerden bahsetti. Mesela ulusal bir gazete ya da haber portalının sayfaları zaten atıyorum 15 sn'de bir refresh ediliyor. Bunların Page View oranlarını etkilemediğine dikkat edilmesi gerekiyor. Sonra cookiler silinince, siteye bir daha girdiğinizde iki kişi olarak algılanıyorsunuz. Bununda ayrıştırıldığından edmin olmak lazım.
12 + internet kullanıcı sayısı yaklaşık 23 milyonmuş. Online verilerin offline çalışmalarla da desteklenmesi lazım. (IPSOS her ay 4000 kişiyle de yüzyüze görüşüyormuş. İyi fikir, gayet mantıklı.)
Efendim sonra Oya Öneş Yaşayan (OMD - IAB Türkiye Teknik Komite) sahne aldı. Açıkcası uzun süredir izlediğim en kötü sunumdu. Herşeyi önündeki laptop ekranından okudu. Bir de makineli tüfek gibi hızlı okudu, hiçbirşey anlamadım. Hani kısa cümleler halinde ayırsaydı, araya resim koysaydı, azıcıkta çalışsaydı diyeceğim ama yok konu o değil. Sunum, hitabet işi herkesin işi değil. Hayır, aksi gibi çok da önemli bilgiler veriyordu ama odaklanamadım ki! Keşke başkası sunsaydı da adam gibi anlasaydık. Yine de kapabildiklerimi paylaşayım; Gemius Explorer'dan bahsetti. IAB'nin sitesinden indirilebilecekmiş çok yakında. Bu yazılım ne işe yarar derseniz, vallahi makineli tüfek ateşi altında hiçbirşey anlamadım.
Aylin Daylan (Garanti Bankası) sahne aldı. O da Garanti bankası olarak çıkan her yeni banner'ı nasıl kullandıklarını anlattı. Mesela taklalar atarak açılan yeni bir banner türü çıkmış. Hop! Onu hemen kullanmışlar. Sonra zıplayan bir banner türü daha çıkmış. Hop, onu da hemen kullanmışlar. (Aslında o anlatırken aklıma bir görüntü geldi, çok da komiğime gitti. Reklam ajansları ağızları kulaklarında bunlara geliyor; "Efendim bakın şöyle bir banner çıkmış." Daylan hafif kısık gözlerle şöyle ucundan bakıyor; "Tamam uygulayın" diyor. Ajans ellerini ovuşturup yüzünde daha geniş bir gülümsemeyle ayrılıyor oradan. Düşünsenize her yeni gelişmeyi atlayıp hemen uyguluyor Garanti. Ha kötü birşey mi? Bilemem tabi. Paran varsa neden yapmayacaksın? hayatında bu teknolojileri uygulayamayacak (ya da hepsini birden deneme fırsatı olmayacak kişi/firmalar için) bunları izleme fırsatı oluyor işte. Yani sokaktan geçen bir Ferrari'ye dönüp bakmanız gibi. Ne diyeyim, Allahı var kendileri yok; Garanti'nin kurumsalındaki yeşil rengin tonundan, sitelerine kadar herşeyleri çok güzel.
Bu arada Twitter, Facebook vb. sosyal medyalarda da birşeyler yapmaya çalışıyorlar, bu da çok iyi. Mesela Twitter'da 2237 üyeleri, Facebook sayfalarında 6803 fan'ları var (fen diye okunuyor, fan değil). Google Adwords'ü aktif kullanıyorlar. İnternetten gelen başvuruların (kredi başvurusuydu sanırım) %40'ı Google'dan geliyomuş.
Yıldır Holding'ten Alkan Eraltan sahne aldı. Yıl boyu 70 civarındaki markalarının (sanırım çoğu Ülker markası ürünler) iletişimin yürütüyorlarmış. 2009'da 27 marka için 53 kampanya yapmışlar. Yine 2009'da ilk dijital lansmanı Alpella'yla onlar yapmış.
Şimdi tabi yoruldum, o yüzden artık dinlemekte not almakta zorlaştı. Allahtan kahve araları çok iyiydi. İkramlar nefisti. Bu arada Netcom'dan Aydın'da oradaydı. Sonra Turkcell'den İlke Çaptuğ Öner sahne aldı. O konuşmaktan ziyade video izletti. Biz de izledik. Turkcell'in reklam kampanyalarını anlatan video güzeldi. Tabi hiç konuşmayınca kimse de soru sormadı. O da öyle indi gitti.(Ha şu var; Hitabeti çok iyi. Diyeceksiniz ki şimdi nereden anladın? Hani hiç konuşmamıştı? Hani şöyleydi, hani böyleydi? Efendim ben anlarım. Başta üç saniye bir konuştu ya. O yetti. Salonun ortasında durması, salonu taraması; tabi bu seferki makineli gibi konuşmasıyla değil, bakışları ve hitabetiyle salonu taramaktan bahsediyorum. Böylece herkesin dikkatini çekmiş oldu). Yani video yerine konuşsaydı eminim zevkle izlerdik.
Cafe Tur'dan Barış Aygün sahne aldı. 200'de kurulmuşlar. İnter'in ülkemizde geçirdiği evrimi kafasını kaşıya kaşıya anlattı. Sanırım tik olmuş onda. Ama anlattıkları doğruydu. Mesela internet biz de hatun kaldırma aracı olarak başladı aslında. Forumlardan sosyal medyalara asfalt yollardan gelinmedi.
OnTarget'tan Nihat kahraman sahne aldı. İnternet Medya Planlaması üzerine çok güzel şeyler anlattı ama o da hızlı konuştuğu için birşey anlamadım pek. Yine de acayip notlar aldım tabi. Neyse Part II'de (Bu Part II başlığı da Stallone'ye itaf edilmiştir) devam edeceğim.
Açılış konuşmasını IAB'den Levent Erden yaptı. Adamın gerçekten güzel bir ses tonu var. Öyle dolunca dinlemek keyifli oluyor tabi. Gel gör ki iki lafından biri "saçma sapan"dı. Reklam ajanslarına giydirdi, ölçümlemeye giydirdi, ölçüm yapana giydirdi, herkese bir şekilde giydirdi. Bu "saçma sapan" tavrı olmasa dinlenesi bir adamdı bence. Gelelim söylediklerine;
Türkiye'de 21 milyon tekil internet erişimi var. Biliyorsunuz Facebook'un amiral gemilerinden biri Türkiye ve 18 milyon Türk Facebook'ta. Peki neden bu insanlar iletişim için burayı tercih ediyor? (Bu soruyu Erden mi sordu yoksa benim mi aklıma geldi de yazdım hatılamıyorum. Zekice bir soru... Kesin o sormuştur.)
Pazarlama strateji'dir. Strateji de total düşünülmesi gereken bir şeydir. (Tamam, birebir söylenenleri yazmadım. Aklımda ne kaldıysa ya da ne anladıysam onu yazdım. Mesela belki de bunu demedi ama ben böyle anladım. Bundan sonra okuyacaklarınız için de aynısı geçerli. Yalnız "pazarlama stratejidir" dedi gerçekten ve bu laf çok hoşuma gitti benim. Erden haklı. Önce bir stratejiniz/hedefiniz olmalı. Sonraki herşey, direk onun üzerine konulan harç ve tuğla gibi çünkü.)
Pazarlama 2-3 yıldır var dedi. Sanırım gerçek anlamda pazarlama için yurdumda şartların daha yeni oluştuğunu düşünüyor. İşin güzel yanı interaktif mecra yeni bir alan dedi Ereden. Yani hatalar affedilebilir, deneme yanılma yapılır. Korkmayın, ürkmeyin, öğrenmeye açık olun anladım ben.
Sonra IPSOS KMG'den Yaprak Aykan sahne aldı. Tabi kadıncağız kendinden önce Levent Erden'in "ölçümlemeye giydirme"lerini dinleyip onun üzerine sahneye çıkınca biraz donuk başladı.
Güzel slaytlar gösterdi Yaprak. Mesela ABD'de 50 milyon insana farklı medyalar bazında nasıl ulaşıldı? Radyo kullanıcılarına 38 yılda ulaşılmış. Dijital kamera kullanıcılarına 8 Yılda. (Başka medyalar'da vardı, mesela TV ama onları yakalayamadım). İnternet kullanıcılarına 5 yıl'da ulaşılmış. Süreç gittikçe kısalmış yani. İnternet, medya mecraları içinde en hızlı büyüyeni. (rakamlar ve oranlar vardı ama kısaca durum bu işte. TV, radyo, magazin vb. medyalar içinde en hızlı büyüyen pazar payı internetin. Mesela 2009 büyüme oranı %92.) Ayrıca 7 mecra içinde sıralaması 4. (Run internet run!)
Güzel bir laf etti; Ölçümlemenin amacı reklam pastasını büyütmek değil sadece "ölçmektir". (Ben lafımı aha ortaya godum. İsteyen alır, isteyen bırakır)
Bu konuda dikkat edilmesi gerekenlerden bahsetti. Mesela ulusal bir gazete ya da haber portalının sayfaları zaten atıyorum 15 sn'de bir refresh ediliyor. Bunların Page View oranlarını etkilemediğine dikkat edilmesi gerekiyor. Sonra cookiler silinince, siteye bir daha girdiğinizde iki kişi olarak algılanıyorsunuz. Bununda ayrıştırıldığından edmin olmak lazım.
12 + internet kullanıcı sayısı yaklaşık 23 milyonmuş. Online verilerin offline çalışmalarla da desteklenmesi lazım. (IPSOS her ay 4000 kişiyle de yüzyüze görüşüyormuş. İyi fikir, gayet mantıklı.)
Efendim sonra Oya Öneş Yaşayan (OMD - IAB Türkiye Teknik Komite) sahne aldı. Açıkcası uzun süredir izlediğim en kötü sunumdu. Herşeyi önündeki laptop ekranından okudu. Bir de makineli tüfek gibi hızlı okudu, hiçbirşey anlamadım. Hani kısa cümleler halinde ayırsaydı, araya resim koysaydı, azıcıkta çalışsaydı diyeceğim ama yok konu o değil. Sunum, hitabet işi herkesin işi değil. Hayır, aksi gibi çok da önemli bilgiler veriyordu ama odaklanamadım ki! Keşke başkası sunsaydı da adam gibi anlasaydık. Yine de kapabildiklerimi paylaşayım; Gemius Explorer'dan bahsetti. IAB'nin sitesinden indirilebilecekmiş çok yakında. Bu yazılım ne işe yarar derseniz, vallahi makineli tüfek ateşi altında hiçbirşey anlamadım.
Aylin Daylan (Garanti Bankası) sahne aldı. O da Garanti bankası olarak çıkan her yeni banner'ı nasıl kullandıklarını anlattı. Mesela taklalar atarak açılan yeni bir banner türü çıkmış. Hop! Onu hemen kullanmışlar. Sonra zıplayan bir banner türü daha çıkmış. Hop, onu da hemen kullanmışlar. (Aslında o anlatırken aklıma bir görüntü geldi, çok da komiğime gitti. Reklam ajansları ağızları kulaklarında bunlara geliyor; "Efendim bakın şöyle bir banner çıkmış." Daylan hafif kısık gözlerle şöyle ucundan bakıyor; "Tamam uygulayın" diyor. Ajans ellerini ovuşturup yüzünde daha geniş bir gülümsemeyle ayrılıyor oradan. Düşünsenize her yeni gelişmeyi atlayıp hemen uyguluyor Garanti. Ha kötü birşey mi? Bilemem tabi. Paran varsa neden yapmayacaksın? hayatında bu teknolojileri uygulayamayacak (ya da hepsini birden deneme fırsatı olmayacak kişi/firmalar için) bunları izleme fırsatı oluyor işte. Yani sokaktan geçen bir Ferrari'ye dönüp bakmanız gibi. Ne diyeyim, Allahı var kendileri yok; Garanti'nin kurumsalındaki yeşil rengin tonundan, sitelerine kadar herşeyleri çok güzel.
Bu arada Twitter, Facebook vb. sosyal medyalarda da birşeyler yapmaya çalışıyorlar, bu da çok iyi. Mesela Twitter'da 2237 üyeleri, Facebook sayfalarında 6803 fan'ları var (fen diye okunuyor, fan değil). Google Adwords'ü aktif kullanıyorlar. İnternetten gelen başvuruların (kredi başvurusuydu sanırım) %40'ı Google'dan geliyomuş.
Yıldır Holding'ten Alkan Eraltan sahne aldı. Yıl boyu 70 civarındaki markalarının (sanırım çoğu Ülker markası ürünler) iletişimin yürütüyorlarmış. 2009'da 27 marka için 53 kampanya yapmışlar. Yine 2009'da ilk dijital lansmanı Alpella'yla onlar yapmış.
Şimdi tabi yoruldum, o yüzden artık dinlemekte not almakta zorlaştı. Allahtan kahve araları çok iyiydi. İkramlar nefisti. Bu arada Netcom'dan Aydın'da oradaydı. Sonra Turkcell'den İlke Çaptuğ Öner sahne aldı. O konuşmaktan ziyade video izletti. Biz de izledik. Turkcell'in reklam kampanyalarını anlatan video güzeldi. Tabi hiç konuşmayınca kimse de soru sormadı. O da öyle indi gitti.(Ha şu var; Hitabeti çok iyi. Diyeceksiniz ki şimdi nereden anladın? Hani hiç konuşmamıştı? Hani şöyleydi, hani böyleydi? Efendim ben anlarım. Başta üç saniye bir konuştu ya. O yetti. Salonun ortasında durması, salonu taraması; tabi bu seferki makineli gibi konuşmasıyla değil, bakışları ve hitabetiyle salonu taramaktan bahsediyorum. Böylece herkesin dikkatini çekmiş oldu). Yani video yerine konuşsaydı eminim zevkle izlerdik.
Cafe Tur'dan Barış Aygün sahne aldı. 200'de kurulmuşlar. İnter'in ülkemizde geçirdiği evrimi kafasını kaşıya kaşıya anlattı. Sanırım tik olmuş onda. Ama anlattıkları doğruydu. Mesela internet biz de hatun kaldırma aracı olarak başladı aslında. Forumlardan sosyal medyalara asfalt yollardan gelinmedi.
OnTarget'tan Nihat kahraman sahne aldı. İnternet Medya Planlaması üzerine çok güzel şeyler anlattı ama o da hızlı konuştuğu için birşey anlamadım pek. Yine de acayip notlar aldım tabi. Neyse Part II'de (Bu Part II başlığı da Stallone'ye itaf edilmiştir) devam edeceğim.
Comments