15 Jan 2009

Yarışma ve Değerlendirme Sürecinin Doğası

Tasarımcı, logonun bir gün bir t-shirt üzerinde iplik dikişle, 2 cm’lik bir alanda uygulanacağını da düşünmelidir. Ondan rozet yapılacağını, serigraf baskıyla kalem vb. medyalarda uygulanacağını, interaktif medya için 3D hale dönüştürülmesinin gerekeceğini de düşünmelidir. Geçtiğimiz ay, Rekabet Kurumu için düzenlenen logo yarışmamız sonuçlandı. Bu konuda pek çok şey söylendi ve hala da söylenmeye devam ediyor. 1900 küsür çalışma yollandı ve ne acıdır ki bunların büyük bir kısmı logo “olamayacak” çalışmalardan oluşuyordu. Aslında genel anlamda durumun ne kadar iç karartıcı olduğunu göstermesi açısından önemli bu. Peki neye göre “olamayacak”? Her işin nasıl kendine göre kural ve kaideleri varsa grafik tasarımın da kendine göre kural ve kaideleri vardır. Estetik, fikir, bu işin önemli ayakları olsa da ve bunlar kişiye göre değişse de değişmeyen birtakım kurallar da var. Bunları burada anlatmaya kalkmak yanlış. Buna ne yer ne de zaman yeter. Ancak bunlar zaten Indiana Jones filmlerindeki gibi peşine düşmenizi gerektiren gizli saklı bilgiler değil. Vaktinizi biraz ayırıp internette beş dakikalık bir araştırmayla bile bulabileceğiniz bilgilerdir -ki keşke katılımcıların çoğu logo, amblem tasarımı konusunda biraz olsun araştırma yapsalardı. O zaman yollanan çalışmaları derece alamadığı için gösterdikleri tepkinin ne kadar komik olduğunu bizzat görebilirlerdi. Bir logo hazırlarken uyulması gereken temel kurallardan biri de farklı medyalarda uygulanabilir olmasıdır. Yani tasarımcı, logonun bir gün bir t-shirt üzerinde iplik dikişle, 2 cm’lik bir alanda uygulanacağını da düşünmelidir. Ondan rozet yapılacağını, serigraf baskıyla kalem vb. medyalarda uygulanacağını, interaktif medya için 3D hale dönüştürülmesinin gerekeceğini de düşünmelidir. Sadece bu saydığım kriterleri düşünüp, çalışmalara bu gözle baktığınızda çoğunun “uygulanamayacağını” görebilirsiniz. Daha güzelliğinden, çirkinliğinden ya da estetik beğeni farklılığından bahsetmiyorum bile… Demek ki araştırmadan, okumadan, incelemeden, kısaca kendini geliştirme, öğrenme adına bir şeyler yapmadan olmuyormuş. Gelelim sonraki aşamaya. Bir yarışmada bu tür kriterleri geçen adaylar arasında artık daha detaya inilir. Yani bulduğu fikir, konuyu kavramış olma, yansıtma biçimine bakılır. Ve bu noktada şahsi beğeniler devreye girmeye başlar. Kimi geleneksel yaklaşımlardan kimi de modern yaklaşımlardan hoşlanır. Bu aşamada oylama ile en adil sonuçlar elde edilir. Şimdi söylenmesi gereken bir şey daha var. Pek çok yarışmada jürilik yapmış ya da yarışmaları ve jürilerini basın gözüyle gözlemlemiş biri olarak söylemeliyim ki, bir jüri üyesi “bir” jüri üyesidir. Yani siz dünyanın en adil, seçimi en kuvvetli jürisi de olsanız görüşünüz “bir” görüştür. Eleme süresince sizin gibi düşünmeyen, iyi niyetli ama ısrarla sizin gibi düşünmeyen insanlarla birlikte seçim yapmak zorundasınız. Bu bir realitedir ve asla değişmez. Diyelim ki jüri üyelerinin hepsi de yakından tanığınız insanlar. Can ciğer kuzu sarması, kadim dostlarınız. Bir yerde görüş ve zevklerin farklılığı sizi yine tam olarak yukarıda bahsettiğim noktaya getirecektir. Farklılıklar ortaya çıktıkça, sizin 10 puan verdiğiniz çalışmanın bazen dereceye bile giremediğini görebilirsiniz. Sonuçta bu yarışmada da jüri üyelerinin her birinin ayrı ayrı beğenip birinciliğe ya da dereceye layık gördüğü çalışmalar farklı bir sonuç almış, sıralamada ona göre hak etmediği bir yerde kalmış olabilir. Nadir de olsa bazen tüm jüri, ortak olarak aynı çalışmayı beğenebiliyor. O zaman işler gayet tıkırında işliyor ama dediğim gibi bu oldukça nadir. Bu tip yarışmaların ve eleme süreçlerinin doğası böyle. Tek üzüldüğüm, 1900 küsür çalışma içinde gerçekten başarılı diyebileceğim 9’dan fazla çalışmanın çıkmaması. Organ Bağışı Önemli bir konudan bahsetmek istiyorum; Organ Bağışı. Her yıl gerek dünyada gerekse ülkemizde organ bekleyen insan sayısı artıyor. Bunun yanında organ bağışı hala çok gerilerde. Organ bekleyen bir arkadaşı, yakını ya da akrabası olanlar bu konunun önemini iyi bilirler. Öldükten sonra zaten çürüyüp toprak olacak organlarınızı bağışlayarak, ölümden sonrada insanlara faydalı olmak çok güzel. Bu vesileyle herkesi organ bağışına çağırıyorum. Yeni yıla faydalı, güzel bir şeyler yaparak girmek istiyorsanız bu iyi fırsat. Yapmanız gereken şey, kimliğinizle birlikte herhangi bir devlet hastanesine gitmek. Organ bağışı başvuru formunu doldurmak. Hepsi bu. Size kredi kartına benzer bir kart verecekler. Bunu her zaman yanınızda taşımaya çalışın. Böylece öldüğünüz zaman bu kart sayesinde süreç hızlı ve kesintisiz işleyecektir. Bu süreçte zaman çok değerli, çünkü organların bozulmadan nakledilmesi gerekiyor. Yani saniyeler bile değerli. Bu arada yakın aile fertleri ve arkadaşlarınızı da yaptığınız bağıştan haberdar edin. Çünkü durumdan bihaber olan aile fertlerinin itirazı yine sürecin aksamasına neden olabiliyor ve yine söylüyorum; bu durumda saniyeler bile kıymetli. Not: İstanbul’da yaşayanlar Taksim İlkyardım Hastanesine (Taksim Eğitim ve Araş. Hastanesi) gidip Organ Nakli Koordinasyon merkezine başvurabilirler. Burası merkezi bir yer olduğu için bulması, gitmesi kolay. Dilerseniz yalnızca bilgi almak için de gidebilirsiniz. Başvuru dahil tüm işlem en fazla 10 dakikanızı alıyor. Burada Leman Karacaoğlu’nu sorabilirsiniz. Kendisi yetkili kişi ve gerekli tüm bilgileri size verecektir. Taksim Eğitim ve Araş. Hastanesi - Leman Karacaoğlu 0212 252 43 00/3031 0537 322 82 73 http://www.onkod.org/default.php Herkese iyi yıllar. Umarım 2009 beklentileriniz açısından doyurucu bir yıl olur. Ocak sayımızla birlikte sayfa tasarımlarımız da biraz güncelledik. Umarım beğenirsiniz. Bu yıl yazarlarımız arasında yeni isimler de göreceksiniz. Belki yeni bölümler ve konular da…