30 Sep 2015

A VW Drama; Trust Me If You Can!

A recent weeks, the world is shaking with VW's emission scandal. The question is; Will it be affected negatively on the VW's brand reputation or will it be affect of the sales decision of the potential customer? The answer of the first question is good yes.. And the second is no. Especially in the Turkey. Why?

Because we neither don't care about god damned emission amounts of the our cars nor the health of the our environment. So, if it would have about the fraud of the fuel consumption, we would burn the whole world... Anyway, there is a good article about VW's serious and affect upon customers;

Edward Boches says; "I've owned a few VWs in my lifetime. I bought them as much for the advertising as for the cars. VW's advertising made me feel good about the brand, the car and myself.
And like anyone who has ever worked in the advertising industry, I've admired the work and even been jealous of the agencies and creatives who made it.

Today, however, I feel sorry for them. They may not have been hurt as badly as customers who've seen the value of their cars plummet or the dealers who are likely to endure some rough times, but they too have lost something." You can read them all from here

22 Sep 2015

Is It Still The Same Brand?

That's an interesting article from Sean Miller about the life cycle of the brand and their managements. He's simpley asking that; If a brand changes its core offering and marketing approach gradually to the point where nothing of the original remains, is it still the same brand? Here's the Sean's approaching;

For marketers with a head for brands, the idea of start-up-like shifts raises a question: if a brand changes its core offering and marketing approach gradually to the point where nothing of the original remains, is it still the same brand? Will a state of constant reinvention leave your brand adrift at sea?
Some insight on this dilemma can be found in an ancient Greek paradox called "The Ship of Theseus." As a memorial to King Theseus, his ship was maintained for hundreds of years. Its rotting planks were gradually replaced until none of the original wood remained. Without any of the original components, was it still considered The Ship of Theseus?


From a brand perspective, the answer is often yes. Remember when the Hostess company - and its beloved Twinkie - closed its doors in 2012? The organization failed, but nostalgia for the brand brought it back. It's now under new management with an entirely new factory, distribution process, and consumer target. And it's become a $2 billion company. Few of the original pieces remain, but the Twinkie lives on. The full article is here.

18 Sep 2015

...and Google Has Lost Its Weights

It seems, the time is simplicity. Also for the brands. And Google has followed this order too. The new logotype of Google has released. (Here's the details of the story, if you're curious).


There are so many explanation about the purpose of this change. Like; "There are so many tech devices in our life right now and the logo (mean the old one) were not fitting for everyone of them. For example mobile devices." 

It's not wrong. But maybe the real reason is; the desire of the simplicity in our lives. Inventions, tech improvements, fiber optics, unlimited news sources and with the all the other marvelous things, as a person, we're feeling that like we're trying to sit and relax in the middle of the international highway, or trying to sleep in the middle of the rock concert crowd. In this fast life rhythm, we're barely catching the life. So we began to need a break. Otherwise, we wont be happy or satisfy. 

Now, we are seeking to simplicity in our lifes and its desire will be kept growing. The change of the logo of the one of the most powerful company of the mother earth may be the one of the reflections of that desire.

5 Aug 2015

Online Reklamcılıkta Öne Çıkan 3 Yatırım Trendi


SE Digital'de güzel bir araştırma yapmışlar. 2015'in ilk yarısında, online reklamcılıkta öne çıkan 3 anahtar yatırım trendi. (Yazının orijinali)

Yüzüklerin efendisindeki Sauron'un hiç kapanmayan gözü gibi, yatırımcılarda dijital dünyadaki gelişmelere gözlerini hiç ayırmadan bakıyorlar. En çok öne çıkan üç yatırım alanı ise şunlar olmuş;

1. Mobil
Önümüzdeki yıl smart phone odaklı reklam harcamaları 100 milyar USD'ı bulacak. Tüm dijital reklam harcamalarının da yarısını bulacak. Bu da mobil reklam teknolojileri firmalarının değerini ve önemini daha iyi ortaya koyuyor.

2. İçerik Pazarlama
Standart banner gösteriminden öte video ya da benzeri tarzda içerikli reklamlar tüketici için gittikçe daha anlamlı ve değerli olmaya başladı. Bu da content marketing firmalarının değerini gittikçe artırıyor.

3. Lokalizasyon
Hedef kitleyi daha iyi belirleyip daha nokta atışla onlara ulaşabilmek artık önemini ispatlamış durumda. Hemen her ülke'de reklamlar artık müşteriye bu şekilde ulaşabiliyor. Dolayısıyla lokalizasyon teknolojileri ve bunlara kafa yoran firmaların değeri de gittikçe artıyor.


21 Jul 2015

İşte Dizilerim

 
  • Gotham 
  • Hannibal 
  • Homeland
  • Manhattan 
  • True Detective

Gotham
Gotham, tabiri caizse bir "Pre-Batman" dizisi. Yani Batman'dan önce Gotham şehrinde neler oluyordu, Batman ve diğer karakterlerin geçmişleri, çocuklukları, yükselişleri nasıldı bunları bize anlatıyor. 

Doğal olarak karakterler realitenin sınırında çizilmiş. Yani bir adım daha atsalar çizgi romanlaşacaklar. Ama bu sınır iyi korunmuş. Yani çizgi roman kültüründen hoşlanmayanlar bile diziyi bu yüzden sevebilir. İyi ve kötü hemen hemen tür karakterler çok iyi düşünülmüş, yazılmış ve evet, iyi canlandırılmış". Abartıya kaçmadan, gerçeklikten uzaklaşmadan "Penguen" karakterini nasıl canlandırabilirsiniz? Zor soru değil mi? başarması daha da zor. Ama kadro başarmış işte. 

Carmine Falcone: "You can’t have organized crime without law and order."

James Gordon: "You saw him in the dark?"

Selina Kyle (the future catwoman herself): "I can see in the dark."



Hannibal
Ünlü doktorumuz! Hannibal Lecter tekrar aramızda. Bu kez doktorun hayatı kitaplarından biraz daha bağımsız devam ediyor. Daha fazla detay, daha insancıl!! yönlerini görebiliyoruz. Dizi temelde üç karakter üzerinden devam ediyor. Dr. Hannibal, FBI yetkilisi Jack Crawford, eski dedektif Will Graham.

Hannibal'ın soğukkanlı, zeki, manipülatif, seçkin kişiliği ve yaşamı ilginizi çektiyse dizi sayesinde bu detaylara doyacaksınız. Suçluları!! yakalama konusunda Jack ve Will'e verdiği destek elbette olağanüstü ve izlemesi de çok zevkli. Normalde son derece tehlikeli addedilecek suçluların Hannibal'ın karşısında nasıl ilkokul çocuğu gibi kaldıklarını görmek dizinin en zevkli yanı.

Chiyo: "Did you eat her?"
Hannibal: "Yes, but I did not kill her."


Homeland
Homeland bize CIA'nin kapılarını aralıyor. Kahramanımız bayan bir istihbaratçı. İnanılmaz bir odaklanma yeteneği olan (böyleleri her işte başarılı olmaz mı zaten?) ısrarcı, azimli, kafasını koyduğunu yapan, takıntılı, psikolojik sorunları olan (iyi gidiyorduk!), doğal olarak asosyal bir kişi.

Yani aslında son derece kırılgan bir insan -ki zaten bu yönleriyle izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Karşımızda karton bir karakter yok. Claire Danes "Carrie" karakterine resmen can vermiş. Bize çok benzeyen, kolayca kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz bir karakter. (Tamam. Odaklanma yeteneği, ısrarcı ve azimli olmasıyla pek "bize" benzemiyor.) Erkek dünyası diyebileceğimiz istihbarat dünyasında bir bayan oluşu da diziye ayrı bir gerçeklik ve dram katıyor. Eğer istihbarat/casusluk konularından hoşlanıyorsanız türünün en iyilerinden birisi.

Carrie: [to Brody] "You broke my heart, you know. Was that easy for you? Was that fun? Because of you, I questioned my own sanity, I had myself admitted to a mental institution. I lost my job, too. I lost my place in the world. I lost everything."

Carrie Mathison: [following suspect] "Guy hasn't broken the speed limit once." 
Danny Galvez: "Does that make him more, or less suspicious?" 
Carrie Mathison: "It makes him boring as shit." 


Manhattan
2. dünya savaşı sırasında atom bombasının bulunuşu ve kullanılışı hikayesi hep ilgimi çekmiştir. Bu konuda rastladığım belgeselleri de hep izlemeye çalıştım. "Bundan ne güzel bir dizi olur" diye düşünürdüm. İşte sonunda yaptılar. Ve bence gerçekten güzel bir dizi olmuş.

Hikaye, dünyanın en seçkin bilim adamlarının çölün ortasındaki bir askeri üste bir araya toplanıp atom bombasını geliştirmeye çalıştırma çabalarını anlatıyor. İki grup var. Birincisi desteklenen, sevilen bir grup; diğeri desteklenmeyen, atıl görülen grup. Acaba hangisi başaracak? Ya da birbirlerinin yardımı olmadan acaba ikisinin de başarma şansı var mı? Bilim adamlarının farklı karakter ve dünya görüşleri, yıkıcı bir bomba yaratma konusuna bakışları çok güzel işlenmiş. Tabi onlarla birlikte çölün ortasına sürüklenen ailelerinin yaşadıkları da var. Kısacası karakter odaklı dizilerden hoşlanıyorsanız beğeneceksiniz.

Frank: They haven't even told you what you're doing here, have they? Do you have any idea what you're looking at?
Soldier: Sir, we're not here to debate science. 
Frank: That's not science. That's the property of the government of the United States of America. Our work is so classified, the Vice President doesn't know we exist. As far as he's concerned, the Manhattan Project's a leaky tunnel on the IRT, and yet you're gonna stand there, Sargent First Class, with your J3 security clearance and you're gonna talk to me about protocol? You could be court martialed for just opening that file.

True Detective
Eğer olay ağırlıklı dizilerden ziyade karakter odaklı dizileri seviyorsanız True Detective tam size göre. Bir dizi cinayet olayını çözmeye çalışan birbiriyle pek de iyi geçinemeyen iki detektif...  Ne kadar klişe değil mi? Ancak IMDB'deki puanına bakarsanız şok geçirebilirsiniz. (9.2 /10) Ve inanın aldığı puanı sonuna dek hak ediyor.

Aslında diziyi ilk ve ikinci sezon olarak ayırmak lazım. Çünkü aynı oyuncular oynamıyor. İkinci sezonda kadro tamamen yeni, olay, mekan her şey yeni. İlk sezonu çok beğenip ikinciyi pek beğenmeyenler var ama bence ikisi de çok başarılı. Elbette ilk sezon bana göre dizi tarihine geçecek kadar iyi. Oyunculuk, hikaye, görüntü, kamera kullanımı... Her şeyiyle tam bir başyapıt. Aslında özellikle ilk sezonuyla o kadar başarılı bir dizi ki onu ayrı bir başlıkta ele almak daha iyi.

Detective Martin Hart: Do you wonder ever if you're a bad man? 
Detective Rustin Cohle: No. I don't wonder, Marty. World needs bad men. We keep the other bad men from the door. 
  

14 Jul 2015

Amerika'da Satılamayacak 14 Japon Markası

Refinery29'un güzel bir makalesini gördüm; Amerika'da Satılamayacak 14 Japon Markası (yazının orijinali burada). Neden satılamayacak? Çünkü isimlerinden dolayı.

İsim konusu marka yönetiminde hep sıkıntılı olmuştur. Hele uluslararası pazarda satılacak bir markanız varsa o zaman konu daha da hassaslaşıyor. Kullanılacak ismin farklı dillerde ne anlama gelebildiğini iyi araştırmanız gerek. Gerçi bu örnekte Japonlar buna gerek duymamış. Belki de bu ürünlerin pazarı olarak sadece Japonya (belki de bir de Asya ülkelerini) gördüler. İşte örnekler;