26 Sep 2010

Düştüm Bir Örümceğin Ağına

Altın Örümcek web ödülleri Doruk Net'in bir projesi olarak başladı ve bilinirlikleri örümcek ağı gibi 8 yıl içinde yavaş yavaş yayıldı sektöre. Bu ödül hem site sahipleri için önemli hem de onu yapan tasarımcı/reklamcı/ajanslar için. Yani herkes nasipleniyor bu işten.

Örümceğin özellikle kreatif taraftaki insanlar tarafından sahiplenilmesi ilginç. Yaptıkları bir işin Altın Örümcek kazanması, olimpiyatlarda madalya kazanmak kadar gurur verici onlar için. Yani edindiğim izlenim öyle düşündükleri yönünde. Tabi sonuçta ödülün iyisi kötüsü olmaz. Harcanan zaman, enerji ve emeğin karşılığında alınan her ödül kıymetli. Hele böyle ulusal çapta bir ödül daha da koltuk kabartıcı.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ödül töreni Kuruçeşme Arena'da düzenlendi. Peki kim ne kazandı? Öncelikle en iyi web sitesi ödülünü IGOA ekibinin hazırladığı Vob Nedir? kazandı. Daha oylama sürecindeyken birşeyler kazanacağı belliydi. Çünkü iyi ve orijinal fikirlerle hazırlanmış bir site. İyi iş hemen kendini belli ediyor, hiç lafa, söze gerek yok. Ben dikkatimi çeken birkaç örnekten bahsedeceğim ama ödül kazananların tam listesini de buradan görebilirsiniz; http://www.altinorumcek.com/sonuclar/sonuclar2009.htm

Dikkatimi çeken birşey de bu sene Advergame'lere ağırlık verilmiş olması. Oyunlara doğru ciddi bir yönelim olduğu açık. Bu yıl Advergame'da Unilever Lipton'un Rabarba'ya hazırlattığı "Herşeyi Bilen Kadın" sitesi ödülü kaptı.

Oyun, ziyaretçilerin ilgisini çekip canlı tutmak ve bu arada mesajınız vermek için güzel bir yol aslında. Belki de insanlar, firmaların kendilerini karşılarına alıp nasihat etmesi ya da birşeyler öğretmesi gibi konuşmalarından sıkıldılar. Ve belki de bu yüzden artık bu tür bilgilendirmeleri pek kimse dinlemiyor. Ama oyun yaklaşımı hemen ilgi çekiyor ve bu oyun sürecinde insanlara birşey anlatmak hem daha kolay hem de akılda kalıcılığı fazla. Üstelik bu şekilde insanları gülümsetiyorsunuz ki bu da kişinin bu deneyimi arkadaşlarına anlatmasını sağlıyor. Yani mutlu ettiğiniz bir adam ya da kadın bunu hemen arkadaş(larıy)la paylaşarak gönüllü elçiniz oluyor. Formul aslında çok basit...



Gücünü yitirmeye başlamış bir uygulamadır banner (yani bana göre). Neden? Çünkü banner denizinde yüzmeye çalışıyorsunuz da ondan. O yüzden ne kadar atraksiyonlu, janjanlı olursa olsun etkisi eskisi kadar olmayan bir reklam uygulamasına dönüştü banner. Buna rağmen kreatif örnek çıkmaya devam ediyor -ki bunlar o denizde kendini belli etmyi başaran işler oluyor. Banner alanında Mey İçkinin C-Section'a hazırlattığı banner birinci oldu.

Çevrimiçi Bankacılık'ta Garanti, tahtı sarsılsada yıkılmadı ve yine birinci oldu. Ne iş ama? Garanti bu alanda yıllardır sektörü domine ediyor ve ortaya çıkan iş herzaman çok tatmin edici oldu. Bunun yanında Garanti, Finansal Servisler (bankacılık-Finans) kategorisinde ancak üçüncü olabildi. Bu yıl "Vob Nedir?"in gecesiydi. Site bu alanda da birinci oldu.

Haber kategorisinde çok beğenmediğim ve NTV'den arkadaşlara da sebepleriyle bunu hep söylediğim ntvmsnbc birinci oldu. Tabi öyle diyorum ama rakiplerin içinde en iyisi de yine oydu ne yapayım? Sonuçta katılanların arasından seçiyoruz birinciyi.

BKM Mutfak oyuncuları "Çok Güzel Hareketler Bunlar"la gecenin kahkaha dinamosu oldular yine. "Bunu düşünmem için bana biraz SALAM ver"... Tanrım! Bu adamlar gerçekten harika. Gecenin sonunda Nil Karaibrahimgil sahne aldı ve başta bayan konuklar olmak üzere herkesi coşturmayı bildi.

Kuruçeşme Arena'nın yanındaki otoparkın park ücreti olarak 20 TL alması da iyi girdi doğrusu. Otopark görevlisinin "konser akşamları hep böyle aaağbi" açıklaması hala kulaklarımda.



Altın Örümceğe hayat veren DorukNet'i, Pazarlama Müdürü Aslı Avcılar'ı, interneti daha etkili, daha keyifli kullanmak isteyen ve bu sitelere yatırım yapan tüm firmaları, bu güveni boşa çıkarmayıp ortaya böyle güzel işler çıkaran ajans ve kreatif insanları kutluyorum.

14 Sep 2010

Grip Savaşından Sıcak Haberler

Grip savaşından sıcak haberlerle tekrar karşınızdayız. Ne yazık ki haberler pek iç açıcı değil. Dün akşam vücudumuza bakteriler tarafından başlatılan hain saldırı sürüyor. Az önce aldığımız bir habere göre, ortakulak düşman tarafından ele geçirilmiş durumda. Durum şu an hiç de açıcı değil ne yazık ki. Az önce ortakulağın koridordlarında verdiğimiz kahramanca mücadeleyi kaybettik. Pek çok cesur antikor, bu direnişte yaşamını yitirdi.

Dün akşama dönecek olursak, hain mikrop birlikleri tarafından kulağımıza yönelik başlatılan ani ve habersiz saldırıda, bir süre sonra sağ yanağımıza, çene ve diş etlerimize de yönelerek korkunç bir istilaya dönüştü. Sonunda yüzümüzün sağ kısmını ele geçirdiler.


Acı dayanılır gibi değil. Ağrı tüm benliğimizi sarmış durumda. Yurtta genel alarm ilan edildi. Sokağa çıkma yasağı dün akşam 21.00’dan itibaren başladı. Bakterilerin fırtına birlikleri adlarına yakışır şekilde hareket ederek sabah dek tüm savunma noktalarımızı biiiir bir ele geçiridiler.

Yardım birlikleri ancak sabah yetişebildi. Vitamin ve antibiyotiklerle desteklenmiş antikor birlikleri işgal edilen bölgelere ulaştıklarında gördükleri manzara karşısında tam bir şok yaşadılar. Bu bir savaş değil resmen katliamdı. Sayısız antikor, makrof, keratin ve savunma hücresi dün geceden sabaha kadar yokedilmişti.

Devlet başkanı Murat müttefiklerle sürekli temas halinde ve onlardan gelen desteklerle acil bir savunma planı üzerinde vargücüyle uğraşıyor. Murat bugün öğleden sonra radyo’dan halka seslenerek şöyle dedi;

“Bu vücudun kahraman organları! Savaş daha bitmedi. Bu saldırı hain ve alçakca bir saldırıdır. Özgürlüğün ve demokrasinin en büyük savunucusu olan bu vücut, bu hain saldırılara asla teslim olmayacaktır.

Geçmişte de bize defalarca saldıran mikroplar olmuştu ama bizler her seferinde, cesaret, kararlılık ve inatçılığımızla onları yenmeyi başardık. Ey Murat vücudunun organizma ve mikroorganizmaları! Umudunuzu yitirmeyin. Çünkü aynı kararlılık ve cesaretle birkez daha bu hastalıktan galip çıkacağız.”

3 Sep 2010

Artık Sebebini Biliyorum

Bazen tıkanıp kalıyordu öyle garibim. Nedenini kendisi de bilmiyordu. Öööyle kalakalıyordu. Oturuyor, bir yere yaslanıyor geçmesini bekliyordu. Vardı bir sebebi ama bilemiyordu işte. Doktora da gitti garibim ama birşey çıkmadı işte. "Pisikolojik" dediler. Adı da garip bu arada garibimin; "Bent"

"Ula Bent de ne?" diye sormuşu Karadenizli komşusu Vedat ilk tanıştıklarında. Vedat marangoz. Uzun burunlu, buğday saçlı, kirpiklerinde her daim sarı talaş tozu (yoksa kirpikleri de mi sarı orasını hiçbirzaman anlayamadı) ama kaşları siyah!

Bent deresi varmış köylerinde bir zamanlar. Sonra kurutmuşlar orayı, ilkokul inşa etmişler. İki kez sel yıkmış binayı, ilkinde dört ikincisinde üç yavruyu kaybedince aklı başına gelmiş halkın. Üç katlı ortaokul inşa etmişler onun yerine. Daha sağlam olur diye. Yalnız şu var; hakikaten sel yıkamamış bir daha o binayı. Annesi de yağmurlu bir günde oradan geçerken sel gelmiş yine. Heyecandan sancısı tutmuş kadının. Herkes kaçışırken, birinci sınıflardan birkaç çocuğun yardımıyla bir kenarda doğurmuş bebeği kadıncağız. Bu arada konumuzla alakalı değil ama o gün doğuma yardım eden çocuklardan üçü ömür boyu terapi görmek zorunda kalmış, oğlanlardan biri kadın, bir kızda erkek olmayı seçmiş daha sonra. İşte o gün, çocuklardan biri önermiş bu Bent adını.

Bu hikaye marangoz Vedat'ı öyle sarsmış, zihnini öyle allak bullak etmişti ki ne sorduğunu hatırlayamamıştı bir an. Gözlerini belertip "La havle" çekerek çıkmıştı dükkandan. Bent nefes almaya çalışıyor, göğsü şişip iniyor ama yüzü hala patlıcan moru. Sonra birden gözü yerdeki birşeye takıldı. Kaşlarını çatıp başını eğince yerde bir gazoz kapağı gördü. Eğilip aldı. Üzerinde kırmızı bir hilal sembolü. Kızılay madensuyu sodası. Kapağı elinde evirip çevirirken bir yandan da "Nereden çıktı şimdi bu?" diye düşünüyordu.

Birşey farketti. Rahat nefes alıyordu şimdi. Geçmişti. Kapağı yere bırakınca yine tıkanıp kaldı. Tekrar aldı. Yine rahatladı. Parmakları arasındaki kapağa bakarken birden beyninde bir şimşek çaktı. Daha önceki tıkanmaları geldi aklına. Daha geçenlerde Starbucks'ta otururken böyle olmuş, balık gibi ağzını açıp kapayarak nefes almaya çalışmıştı. O sırada yanındaki masada duran şeyi şimdi hatırlıyordu. Kahrolası bir gazoz kapağı. Yine geçenlerde, akşam evinde oturmuş TV seyrederken birden tıkanmıştı. O sırada önemsemediği bir ayrıntıyı şimdi farkediyordu. Orta sehpanın altında bir bira kapağı vardı.

"AMAN ALLAHIM" diye yüksek sesle düşünüp fısıltıyla mırıldandı. Yerdeki içecek kapaklarına alerjisi vardı. Sebep buydu işte. O sırada komşusu Vedat girdi dükkana. Elinde Eyüp Sabri Tuncer limon kolonyası vardı. Adam durup baktı Bent'e. Daha iyi göründüğünü o da farketmişti. "Geçti mi?" diye sordu. Bent gülümseyerek elindeki soda kapağına baktı. Geçmişti ama daha da önemlisi artık sorunun sebebini biliyordu. Aklına Placebo'nun bir şarkısı geldi; "I know, you love the song but not the singer. I know, you've got me wrapped around your finger"