22 Jun 2010

İKÜ'de 12. Mezuniyet Töreni

İstanbul Kültür Üniversitesi bu yıl 12. mezunlarını verdi. Son ikisinde ben de vardım, görüp yaşamadım (hatta bunun ötesinde organizasyonda bizzat görev aldım). Peki ne gördük ne yaşadık?

Öncelikle bu organizasyon geçen yılki gibi "hepsi birarada" bir organizasyondu. Yani bazı üniversitelerin yaptığı gibi örneğin Hukuk fakültesinin ayrı, Fen Edebiyat'ın ayrı mezuniyet töreni yerine tüm fakültelerin tek bir törenle birarada kutlama yaptığı bir organizasyon oldu.

Peki bu iyi bir şey mi? Eh, bu da bakış açınıza bağlı. Söz kounusu yaklaşık 1400 öğrenci ve 6000 veliyse o zaman çok dikkatli olmanız lazım çünkü çalışan ve görevlilerle birlikte yaklaşık 8000 kişilik bir organizasyon işin neresinden bakarsanız bakın hiç de kolay değil. Yine de evelallah altından kalktık.

Efendim, tören okulun arkasındaki otopark alanında yapıldı. Sahnenin hemen önüne yaklaşık 7000 kişi için plastik sandalye yerleştirildi. Tören alanının çevresi, sahne önü, oturma alanının etrafı demir barikatla kapatıldı -ki bu  çok işe yaradı. Çünkü çocuğunun mezuniyetini yakından görmek isteyen, fotoğraf/video çekmek isteyen veliler yerinde oturmuyor elbette. O, hani yerinde sakince oturan veliler var ya... Onlar filmlerde oluyor efendim. Gerçek hayatta ise sahnenin önüne hücum ediyorlar. Tabi binlerce insanın sahneye abanması, orada görevli insanların cehennem azabı yaşaması anlamına geliyor.

Elbette veliler de haklı, bu özel günlerinde yavrularının mümkün olduğunca yakınında olmak (yakınında olmayı sözlüteki lk anlamıyla kullanıyorum, yani en fazla iki metre uzağında mesela) istiyorlar. İşte bu yüzden, böyle bir organizasyonda demir barikatların olması çok işe yarıyor. Nitekim yaradı da...

3 Jimmy Jib, 6 sabit olmak üzere 9 kamerayla törenin her anı videoya çekildi. Zümrüt fotoğrafçılık tarafından da törenin fotoğrafları çekildi ve çekilen fotoğrfalar oturma gruplarının arkasındaki ikram alanında kurulan masalardan ücret karşılığı misafilerlere sunuldu.

Veliler saat 18.00 gibi ikram alanına alınmaya başlandı. Burada görevli öğrenciler tarafından (-ki Burak Arkan'ın "İKÜ Organizasyon" ekibinde görevli öğrencilerimize buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum, iyi iş çıkardılar) oturma gruplarına ve ikram alanına yönlendirildiler. Yönlendirilirken bir yandan da herkese tören programı dağıtıldı.

20.00 civarında mezunlar sırayla, fakülte fakülte sahnedeki yerlerine geçtiler ve tören başladı. Geçen yıla göre ne farklar vardı? Öncelikle veliler için oturma gruplarının arkasında oluşturulan ikram alanı çok iyiydi. Burada oturma grupları ve puflar da vardı. Böylece misafilerin ikramlarını alıp tören başlayana dek sıkılmadan oturabilmeleri, sohbet edip birşeyler atıştırabilmeleri mümkün oldu. Tören başladıktan sonra ise bu alanda büfelerden yiyecek ve içecek satışı başladı ve gece boyunca da devam etti.

Sahnede mezunlar yaklaşık onarlı gruplar halinde, sahnenin iki yanındaki fotoğraf çekim podyumunda mezuniyet belgelerini aldılar. Podyumun hemen arkasında öğrenciler için seyyar tuvaletler konuldu ve tören süresince öğrencilere su ve sandviç ikramı yapıldı. Aynı şekilde velilerin oturma alanlarının yanına da seyyar tuvaletler konuldu. Saat 24.00'da tüm belgeler verilmiş oldu. Mahmut hocamızın mezuniyet andını öğrencilere okutmasının ardından kepler atılırken bir yandan da meşale gösterisi başladı. Ardından da  tören sona erdi.

Törenin sunuculuğunu Vatan Şaşmaz yaptı -ki kendisi işinde gerçekten çok iyi. Başından sonunda dek bu işin planlamasını yapan Kemal Demircan ve Edip hocamızı öncelikle tebrik etmek lazım.

Ardından tüm kurumsal iletişim birimini, Özlem'den editörümüz Nurgül'e, medya ilişkileri sorumlumuz Aslıhan'a, kreatif direktörümüz İpek'ten birim sekreteri Burçin abla'ya, Birim başkan yardımcıcı Ender bey ve Birim başkanı Didem hn'a dek bu işte emeği geçen tüm Kurumsal İletişim Birimi'ni kutluyorum. Kendimi de kutluyorum tabi az mı yoruldum?

9 Jun 2010

İKÜ: Tercih Edilecek 5 Üniversiteden Biri

Realta Danışmanlık önemli bir araştırmaya imza atmış. Bloomberg Business Week dergisinde yayınlanan araştırma, üniversite öğrencilerinin çeşitli konulardaki görüşlerini içeriyor. Çalışmanın bir kısmı “Türkiye’nin En Gözde Şirketleri 2010” başlığını taşıyor. Burada, öğrenciler en çok çalışmak istedikleri şirketleri değerlendirmişler. Çalışmanın diğer ayağında ise öğrenciler kendi okullarını değerlendirmişler. 98 üniversiteden 13 bin 852 öğrenci katılmış bu araştırmaya. Veee... İstanbul Kültür Üniversitesi en çok puan alan okullar arasında 5. sırada. 

Öğrencilerin okullarından memnun olmaları demek daha iyi eğitim almalarını sağlar. Nasıl mı? Memnun olduğunuz bir yerde daha verimli ve başarılı olursunuz. İster işyeri ister okul olsun. Beğenmediğiniz yer ise mapus gibi gelir. Öğrencilerin kurumdan memnun olmaları, aldıkları eğitime daha fazla önem vermelerini sağlayacak; bu da onların daha iyi yetişmiş olarak piyasaya girmelerini sağlayacak. Elbette yetişmiş olmanın başka kriterleri de var ama bu, en önemlilerinden biri diye düşünüyorum.

Bu araştırmanın açılımı şu; Türkiye’nin en köklü vakıf üniversitelerinden olan İKÜ, kendi öğrencileri tarafından en yüksek puan alan okullar sıralamasında 98 üniversite içinde 5. oldu. Realta bu çalışmada öğrencilerden, çalışmak istedikleri şirketleri belirlemelerinin yanı sıra kendi okullarını da değerlendirmelerini istemiş. Bu kapsamda 98 üniversiteden katılan 13 bin 852 öğrencinin %16,5’i üniversitesinden “çok tatmin” görünüyor. %45,5’i sadece “tatmin” olduğunu söylerken %15’i ise “tatmin” olmadığını belirtmiş. %18’lik bir bölümün “tarafsız” olarak değerlendirmiş.

Araştırmada, İKÜ ilk beşteki sıralamayı Özyeğin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Boğaziçi ve Koç ile paylaşmış. İstanbul Kültür Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dursun Koçer'in de belirttiği gibi, araştırma sonuçları okul adına önemli ipuçları içeriyor. Aslında en önemlisi hayal edilen hedefe biraz daha yaklaşılması diye düşünüyorum. Yani gençlerin hayal ettiği gibi verimli, başarılı ve mutlu bir üniversite yaşamı sağlama; içerikleri düzenli olarak güncellenen, yenilenen bölüm ve programlar, sunduğu sosyal olanaklarıyla hayal edilen üniversite vizyonuna...

8 Jun 2010

Teknolojiye mi Erişiyoruz Teknoloji mi Bize Erişiyor?

Geçenlerde malum İsrail krizi çıktı. Olay, sabah ulusal medyalarda ve networklerde duyuruldu. Öğleden sonra heryerde Filistin bayrağı satan işportacılar vardı. Bunlar nezaman duydu, takip etti de hangi arada gidip bayrakları bastırdılar... Demek işportacısına kadar teknolojiyi ve gelişmeleri takip ediyoruz ve ona erişiyoruz.


Öyle mi acaba? Yoksa teknoloji mi bize erişiyor? Aslına bakarsanız artık hayatımızın bir parçası haline gelmiş teknolojik araçlar sayesinde bilgi bize erişiyor. (Biz istesek de istemesek de) Basit bir cep telefonu bile bir süre gerekli gereksiz bilginin anında size ulaşmasını sağlıyor. Üstelik olay sadece cep telefonu da değil. Çeşitli display cihazlar, otobüste, metroda sürekli bizi bilgi bombarımanına tutuyor.

Mobil teknoloji daha da kişiselleşecek. O zaman bir dükkanın önünden geçerken (örneğin iç giyim) size uygun ürünlerin reklamı anında telefonunuza gelecek. Bunlar sadece başlangıç tabi. Ama tam bu noktada başka bir sorun başlıyor. Teknoloji bize "istemesek de" erişiyor artık. Yani cebinizi kapatmanız yetmiyor çünkü outdoor ürünler ve sistemler de kişiselleştirilmiş ürünlere dönüşmeye başlıyor. Bugünler bizim son rahat ve "özgür" günlerimiz gibi geliyor bana.

Kısa zaman sonra artık tam olarak nerede olduğumuz (navigasyon ve map sistemleri) hangi takımı tuttuğumuz (online alemde mutlaka biryerlerde kaydımız var), hatta yemek ve alışveriş alışkanlığımız (kredi kartı harcamalarımız zaten kaydediliyor) biliniyor olacak ve bu bilgiler pazarlanabiliyor olacak (-ki zaten oluyor). Böylece istesek de istemesek de teknoloji ve/veya bilgi bize herzaman ve heryerden ulaşabiliyor olacak.

Sorun şu; bunlar bizim mahremiyetimizi olumsuz etkiler mi? Ya kötü bir günümüzdeysek ve bunların hiçbirini görmek, duymak istemiyorsak? O gün herşeyi kapatıp "ulaşılmaz" olabilir miyiz? Birileri buna izin verir mi? Birilerinin böyle bir izin hakkı var mı? Bunları yazmakla yanlış mı yapıyorum?

1 Jun 2010

Yazılı Medya Nasıl Evrilecek?

Yazılı medya'da yaşanacak devrimde asıl eşik, "malzeme"nin değişmesi, yani kağıdın ortadan kalkması olacak. Yazılı medya en büyük gücünü ucuz maliyetinden alıyor. Elimizde tuttuğumuz bir gazetenin maliyeti yaklaşık 45 Kr. ve kağıdın yerini doldurabilecek daha ucuz bir malzeme yok. Alıyoruz, katlaya kırıştıra okuyoruz, işimiz bitince de çöpe atıyoruz. Neden atmayalım ki? Kaç paralık şey zaten... Ancak aynısını I-Pod, I-Ped ya da cep telefonumuza yapamayız çünkü onlar 1 TL'dan azıcık daha pahalı.

Leman yayınlarından Ayhan Düz'le bir gazetenin 45 Kr olan ortalama maliyetini hesaplamıştık. Amortismanlar, basım, dağıtım vb. tüm giderleri dahil ederseniz işletme maliyeti belki daha bile fazla). Yine de en ucuz medya yazılı medya. Ancak bir süre sonra plastik/silikon bazlı gazete kağıdı kadar ince ancak veri de iletebilen materyaller ortaya çıkacak. Bunlar şu anda zaten var, laboratuar ortamlarında deneyleri yapılıyor ancak bunun endüstri olması (ya da diğer bir ifadeyle kağıt endüstrisinin yerini alması) biraz daha zaman alacak. Çünkü kağıt endüstrisi çok büyük bir sektör. Ağaçların üretimi, sora kesimi, işlenmesi, dönüşüm, toptan satış, sonra kağıdın daha bölgesel müşterileri toptan satışı ve gittikçe perakende satışa kadar devam eden çok büyük bir sektör. yani bu işten ekmek yiyen çok insan var.

Ancak şu var ki, ağaçların kesilmesinin sona ermesi, materyalin laboratuar ortamında (kimyasal yolla) daha uygun maliyetle üretilecek olması kağıt endüstrisinin kaçınılmaz olarak küçüleceğini gösteriyor. Yok olacak demiyorum, çünkü biz insanlar zeki olduğumuz kadar duygusalız da. (Bu da bir Türk filminden bir sahne gibi oldu...) Ancak ciddi oranda küçülecek ve bundan şikayetçi olan fazla insan olmayacak. Çevreci ve daha az maliyetli bir sürece geçiş bu. Tabi bu işten ekmek kazanan çok insan iş değiştirmek zorunda kalacak, bu da bir gerçek. Sonuç olarak bir on yıl kadar daha selülozun kokusunu içimize çekerek gazete okumaya devam edeceğiz. Sonra;

Ortalama 1 TL'ya maledilebilen, veri transferi yapılabilen, geri dönüştürülebilir, ince, katlanabilen (tabi gazete gibi değil de sadece belli yerlerinden katlanabilen) bir materyalden tek sayfalık gazetelerimiz olacak. Muhtemelen yine tabloid boyutta (maksimum A3 boyutunda) olacak ki bu durumda aslında gerekli olmasa da sırf nostalji olsun diye 4 sayfalı bir gazete olacak. Sayfalar ya da sayfa içindeki bölümler kendi kendine refresh edilip içeriği updade olacak. Dilersek saklayıp ertesi günde onu haber okumak için kullanabileceğiz ya da buruşturup atacağız. Neden olmasın? Sonuçta çok ucuz ve geri dönüştürülebilir bir materyal bu.

Böylece yazılı medya kabuk değiştirmiş bir halde yaşamaya devam edecek. Peki ya kağıt? O da yok olmayacak. Dediğim gibi bizler zeki olduğu kadar duygusal bir canlı türüyüz. Eminim ki gelişecek yeni teknoloji imkanlarıyla isteyen kendi kağıdını üretebilecek. Bunu da sırf bir kültürü yaşatmak adına yapacağız. Ve yine eminim ki devletler bazında kağıt üretimini sınırlayan ve kontrol altında tutacak yeni kanunlar çıkacak. Yani siz kendi kağıdınızı örneğin yılda 100 kiloyu geçmeyecek kadar üretebileceksiniz. Yine de bunun dünyamızdaki ormanların yok oluşunu durduracağını sanmıyorum; sebebini bilmiyorum ama içimde böyle bir his var.