26 Nov 2008

Ekonomik Kriz ve Görsel İletişimci

Serbest çalışan fotoğrafçılar, illüstratörler, grafik tasarımcılar, grafik operatörleri, web tasarımcıları için her zaman ve her koşulda iş var. Çünkü kriz ortamı bile ekonomik açıdan bazı fırsatların (damping, kampanya vb.) doğduğu ortamlardır. Bu ekonomik fırsatları değerlendirenler seslerini daha çok duyurmak isteyeceklerdir ki bu da tanıtım, reklam anlamına geliyor. Bir yılı daha deviriyoruz. Bu yıl genel olarak ekonomik (aslında siyasi ama etkileri ülkemizde her zaman olduğu gibi ekonomik) sıkıntılarla geçti diyebiliriz. Tüm bunlar gerek reklam verenleri gerekse tüketicileri her anlamda olumsuz etkiledi. Aslına bakarsanız biz bunlara alışığız; ama uzun zamandan sonra ilk defa Avrupa ülkelerinin, Amerika’nın da bu konuda canı yandı. Küresel krizin önümüzdeki yıl daha da artacağı öngörülüyor. Peki bunların görsel iletişimciye etkisi nedir? Ülkemizde bildiğiniz gibi ilk kısılan kalem reklam harcamalarıdır. Bu, reklam sektöründe çalışan birçok insanın durumdan olumsuz etkilenmesine neden olur; bunlar artık bilinen gerçekler. Pek çok yerde olduğu gibi reklam ajanslarında da eleman çıkarmaların başladığı haberleri sık duyulmaya başlandı. Bu durumdan en az zararla çıkacak olanlar ise kurumun yanında bireysel olarak da isim yapmış olanlar. Yani? Yurtdışında (Avrupa ülkeleri ve Amerika’da) görsel iletişim sektöründe çalışan bir kişi hem bir kurumda çalışıyor hem de serbest (freelance) olarak. Bu arada tamamen serbest çalışanlar da var. Bunlar mesai saatleri dışındaki vaktini bireysel olarak aldıkları işlere harcıyorlar. Böylece ek bir gelirleri oluyor. Ayrıca daha özgür işler çıkarabiliyorlar çünkü karar mercii tamamen kendileri. Bir diğer önemli nokta; Portfolyoları zenginleşiyor. Bir kurum bünyesinde canınızın istediğini değil size verilen işleri yaparsınız ki bu da normalde yapmayacağınız işleri de yapmak zorunda olduğunuz anlamına geliyor. Zaman harcayıp ortaya koyduğunuz ama portfolyonuzda yer vermediğiniz/vermeyeceğiniz işler... Oysa serbest çalışırken, yaptığınız işlerin çoğu isteyerek yaptığınız işler. (Gerçi bu noktada para kazanmak için kabul ettiğiniz işler de var evet ama bu, diğerlerine kıyasla daha fazla ilgi ve keyifle yapıldıkları gerçeğini değiştirmiyor.) Bir kurumda çalışmanın yanında serbest de çalışan bu insanlar bazen ortak projelerde yapıyor. Örneğin bir ya da iki arkadaşıyla bir araya gelerek bir projeyi ortak olarak da yapabiliyorlar. Böylece daha büyük bir iş daha az zamanda daha kolayca yapılıp daha çok para kazanılabiliyor. Yurtdışında kurum sahipleri çalışanlarının bu durumundan haberdar ve bunu gayet normal karşılıyor. Oysa ülkemizde profesyonellik anlayışı biraz farklı; olaylara duygularımızla yaklaşma eğilimimizden dolayı bu durum bizde genelde gizleniyor. Elbette yönetici, patron kesimi bu durumdan haberdar ama yine de bu konular bizde alenen konuşulmaz. Bilinmiyormuş gibi yapılır. Çalışan da böyle yapmıyormuş gibi davranır… Mişli mışlı geçinip gidiyoruz işte. Yine de yeniliklere en hızlı adapte olabilen milletlerden biri olarak bu duruma da büyük ölçüde adapte olduğumuzu söyleyebilirim. Kendi bilgi ve gözlemlerime dayanarak birçok kurum artık serbest çalışan insanlarla çalışıyor. Amortisman vb. birçok şirket gideri bu yolla düşürülüyor. Vermeniz gereken bilgisayar, ödemeniz gereken sigorta, maaş olmayınca, sadece iş yaptırdığınızda para vererek kurum olarak çok daha fazla kar elde edebiliyorsunuz; bu da kurumların bu işten karı. Hala web sitesi olmayan birçok görsel iletişim çalışanı var. Bu en büyük eksiklik. Çünkü web sitesi, artık bir kimlik kartı; bir kartviziti. İş örneklerinin, iletişim bilgilerinin yer alacağı basit bir site sini reklamcınız, pazarlamacınız ve ajansınız olacaktır. Ülkemizde serbest çalışanlara iş paslayacak bir ajans sisteminin hala olmadığını düşünürseniz bu işi şimdilik kendi web siteniz yapmaya devam edecek. Müşteri müşteriyi getirir sözünden hareketle zamanla belli bir iş potansiyeline kavuşabilirsiniz. İşte bu noktada yaşanacak bir ekonomik krizde, bir kurumda çalışmanın dışında başka bir şey yapmayan emsallerinize göre daha avantajlı bir konumda olacaksınız. Tabi serbest çalışanlar, iş ahlakı ve profesyonellik konusunda dikkat edilmesi gereken kuralları göz ardı etmemelidir. Mesai saatlerinde bunların yapılmaması, kurumun araç- gereçlerinin özel işlerde kullanılmaması gibi konular hassasiyet gösterilmesi gereken konulardır. Serbest çalışan fotoğrafçılar, illüstratörler, grafik tasarımcılar, grafik operatörleri, web tasarımcıları için her zaman ve her koşulda iş var. Çünkü kriz ortamı bile ekonomik açıdan bazı fırsatların (damping, kampanya vb.) doğduğu ortamlardır. Bu ekonomik fırsatları değerlendirenler seslerini daha çok duyurmak isteyeceklerdir ki bu da tanıtım, reklam anlamına geliyor.

24 Nov 2008

Yaratıcılığın Hammmadesi Olarak Kurgu

Pudovkin, film için kullanılan “çevirmek” terimini şiddetle reddeder ve bu kelimenin sinema terminolojisinden çıkarılması gerektiğini savunur. Pudovkin’e göre sinema sanatının temeli kurgu’dur.(1) Aslına baktığımızda kurgunun pek çok sinemacı için ne kadar önemi olduğunu görebiliriz. Yönetmen bir sahneyi çekerken bir görüntüyü asıl amacının dışında, hayalindeki imgeyi yansıtmak üzere kurgulayarak kullanır. Böylece görünenin ötesinde farklı anlamlar objeye, görüntülere yüklenmiş olur. Bu bazen çekimden sonra kurgu masasında da yapılan bir anlatım biçimidir. Birçok sinemacı çekim süreci istediği gibi gitmesine rağmen kurgu masasında hayalindeki eserden uzaklaşmış ve hedeflediği sonucu alamamıştır. Kurgu masasında başta önemli olarak kabul edilen birçok sahne kesilip atılmış, önceden öngörülemeyen birçok sahne birleşimi yaşanmış ve sonuçta da ortaya neredeyse çekimden bile farklı eserler çıktığı olmuştur. Pudovkine göre film çevrilmez “kurulur.” Bu konuda şöyle bir yaklaşımı örnek gösterir; Kayın ağacını ele alalım. Kayın ağacı tek başına çıplak ve kısır anlamlı bir kelimedir. Bir yazarın “kayın ağacı” kelimesini kullanması gerekiyorsa onu bir cümle içinde kullanır. Diğer kelimeler birlikte kullanılan kayın ağacı, örneğin; “Yaşlı kayın ağacının doyurucu ve geniş gölgesi” gibi bir cümleyle yaşam bulur. Burada sanat basit bir kelimeye derinlik, yaşam ve gerçeklik katmıştır. İşte sinemada da durum böyledir. Salt kamerayla çekilmiş bir eşya hareket halinde olsa bile tek başına bir anlam taşımayan salt fotoğrafik bir görüntüden öteye gitmez. Oysa diğer görüntüler ve görsel malzemelerle birlikte kurgulandığında bir bütünün parçası haline gelir; anlam kazanır. Sanatçıya göre kurgu temel yaratıcı güçtür. Onun sayesinde ölü fotoğraflar (görüntüler) canlı sinematik bir biçim kazanırlar.(2) Kurgu konusu az önce de söylediğim gibi çoğu yönetmenin önem verdiği bir konudur. Birçok büyük yönetmenin sürekli çalıştığı kurgucuları vardır çünkü büyük yönetmenler belirli anlatım tarzlarıyla varlıklarını kanıtlamış ve endüstride yer edinmiş kimselerdir. İlgili ve biraz da dikkatli bir izleyicinin bir filme girdiğini düşünün. Film hakkında hiçbir malumatı yok. Biraz izledikten sonra “Bu film şunun filmi” diyerek filmin kime ait olduğunu söyleyebilir. İşte bunun sebebi filmin yönetmenin kişiliğini yansıtmasıdır -ki bunda en büyük etmen kurgu masasında şekillenen, son halini alan filmdir. Büyük yönetmenler kendilerini, tarzlarını bilen ve ona göre önündeki filmi kurgulayan insanlarla yani genelde hep aynı kurgucularla çalışmak isterler. Bu, riske atılamayacak denli önemli bir konudur çünkü. Aslında en büyük kurgu ustaları romancılardır. Bazen bir romanı elimize alır ve bir solukta okuruz. Adeta hikayenin içine girer, gerçek dünyadan kopar ve hikayeyi yaşarız. Elimizden bir türlü bırakamadığımız o romanın yazarı, anlatımdaki bu başarının ardındaki kurgucudur aynı zamanda. Kullanılan malzeme, malzemenin sunumu, olay akışı, birbiriyle ilişkisi, karakterlerin anlatımı, hikayenin gelişimi ve sonucu, hep kurgucunun/yazarın kurgusal başarısıdır. Baktığımız zaman film, görüntülerden oluşan bir çorba gibidir. Tekrar çekimler, birbiriyle bağlantılı ya da bağlantısız sahneler, elde metrelerce film demektir. Tüm bunların ayıklandığı, bir araya getirilip birleştirildi ve anlamlı bir bütün oluştuğu ortam kurgu masası ortamıdır. Yaratım sürecinde kurgunun kullanımına dönecek olursak; Pudovkin’in Sen Petersburg’un Sonu filminde bir patlama sahnesi vardır. Yönetmen bu sahne için önce yere büyük miktarda patlayıcı gömdürür. Bunları patlatır ve o korkunç patlamayı filme çeker. Ancak sonuç onu bir türlü tatmin etmez. Yavan ve ölü bulur. Bunun üzerine sahneyi tekrar çekmeye karar verir ancak bu kez daha farklı bir şekilde; Önce bir duman makinesi getirtir. Ardından o zamanlar fotoğraf makilerinin flash’larında kullanılan magnezyum parlamalarının kısa çekimlerini kullanır. Bu arada aydınlık ve karanlığı ritmik bir şekilde kullanarak görüntüye ekler. Bunların tam ortasına da aydınlık ve gölgeleriyle tam işine yarayacak nitelikte daha önceden çekilmiş bir ırmak görüntüsünü ekler. Sonuçta istediği etkiye ulaştığına inanan, tatmin olan yönetmen görüntüyü kullanır; üstelik burada yani patlama sahnesinde gerçek bir patlamada kullanılan hiçbir öğe yoktur. Sanatçının savunduğu gibi kurgu burada filmsel gerçeğin yaratım gücü olmuştur. Doğa, obje kurgunun üzerinde çalıştığı ham maddedir. Manipüle edilebilen, birbirinin yerine geçebilen, değiştirilebilen bir hammadde. Kaynak (1) Sinemanın Temel İlkeleri, Nijat Özön, İstanbul Haziran 1966. S15 (2) A.g.e. S.18